Kolektif Bir Eylem Olarak Yazmak
Yazmanın kolektif hikayelerinden bir örnek: Kör Mağara Balıkları
Selam! 👋 Bu yazıyı yazmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.
Bu yazıda “Kör Mağara Balıkları” kitabından bahsetmek istiyorum. Tabii öncesinde biraz konuşalım. 😊
Kolektif Bir Eylem Olarak Yazmak
Bazı eserler vardır -kitap, film, müzik vs- sadece kendisi olarak var olmaz; kendi ekseninde büyük anlamlar taşıyabilir. Kendi anlattığının yanında altında da -büyük ihtimalle- daha derin anlamlar da taşıyor olabilir.
Örneğin Edgar Allan Poe benim için üstat ve bir nevi kurtarıcı figürü. Çünkü benim zihnimdeki yükü atabilmemi sağlayan, yaratıcı olarak besleyen kısa gotik öyküler yazma eylemini ondan aldım. İlk kez Berenike öyküsünü okuyunca “Bu neymiş lan!” demiştim. Çünkü öykü müthiş derinlikli ve ürpertici -haz verici bir şekilde. Ölüm ve estetiğin buluştuğunu ilk kez Edgar Allan Poe’da görmüştüm.
Benim Sonun Arzusu diye bir kısa gotik öykü kitabım var. Bu kitabın var olmasındaki en büyük tetikleyici Edgar Allan Poe’dur.
Burada şunu demek istiyorum. Yazarlar bireysel olarak ortaya eser koysa da kolektif olarak da yolaklı şekilde başka şeylere vesile olabiliyor.
Yazmak dönüştürücüdür. Yazmak iyileştiricidir. Yazmak bi’ tanedir. Ama yazmak aynı zamanda kolektif bir eylemdir de. Yani sizler biliniz ki:
Yazan kişi, zamanın ötesinde bir birlikteliğin parçasıdır: Geçmişin, şimdinin ve geleceğin yazarlarıyla birlikte yazar.
(Benden iyi özlü söz yazarı olur gibi, ne dersiniz?😄)
Yazı kalıcıdır. Ve bu kalıcılık bir miras demektir. İşte ben Poe’nun mirasından alıp Sonun Arzusu’nu yazdım.
Yukarıda en büyük tetikleyici dedim. Ama ilk tetikleyicisi değil. :)
İlk Domino Taşı: Zehirli Hazine
Ortaokulda TÜBİTAK 4001 projesi kapsamında öğrenciler bir öğretmen eşliğinde projeler yapıyordu.
Bunun konuyla ne alakası var peki?
Hemen söyleyeyim. Bu yazının söz konuğu kitap olan Kör Mağara Balıkları’nın yazarı Serkan Zeytun benim ortaokul Türkçe öğretmenim.
İşte bu müthiş bir şey benim için! 😍
Resimde gördüğünüz gibi “Zehirli Hazine” isimli hikaye kitabı 6. sınıfta Serkan hocamla beraber yazdığımız bir TÜBİTAK 4001 projesiydi.
En sevdiğim öğretmenimle beraber bir hikaye kitabı yazmak müthiş bir deneyimdi -şu an bunun müthiş oluşunu daha iyi kavrıyorum.
Bunu anlatmam önemliydi. Bu benim “bir eser ortaya koymak, “bir hikaye yazmak”, “bir edebi metin üretmek” noktalarındaki ilk kayıtlı olay. İlk domino taşı burada devrildi.
Ben Sonun Arzusu kitabım çıkınca hocama söylemiştim çünkü onun yorumlarını merak ediyordum.
Ondan yorumları aldıktan sonra bana şunu dedi: “Bu arada sana bir teşekkür de borçluyum.”
Ben bunu duyunca manyak heyecanlandım ve mutlu oldum. ❤️
Onun da yazmış olduğu hikayelerin olduğu, kitaplaştırma konusunda ertelediğini ve ben ona, “Ben yaptım.” deyince onun da cesaret bulup süreci başlattığını söyledi.
Bu beni o an -mesajı okuduğum an- çok sevindirmişti çünkü böyle bir şeye ufak da olsa vesile olmak benim için önemliydi -hele en sevdiğin öğretmenindense.
Burada dikkat çekmek istediğim şey şu: burada kolektif zincirleme bir ilham var:
Zehirli Hazine → Edgar Allan Poe’dan Berenike’yi okumam → Sonun Arzusu → Kör Mağara Balıkları
Hikaye yazma mevzusunu ilk Serkan hocamdan zihnime yerleştirip kronolojik süreçte sonra Berenike’yi okuyup -bir de o zaman kendimi ifade edebilmenin yollarını arıyordum, gotik edebiyat kısa öyküleri benim için biçilmiş kaftan oldu- “Ben de gotik öykü yazacağım.” diyerek ilk gotik kısa öykümü yazdım ve Sonun Arzusu’nun ilk kıvılcımı tetiklendi. Ondan sonraki 1 yıllık süreçte bilinç akışı tekniğiyle yazdığım gotik öykülerimi derleyip topladım ve Sonun Arzusu’nu çıkardım.
Akabindeki süreçte Kör Mağara Balıkları’nın kitaplaştırılmasının tetiklenmesinde rol oynamam -söz konusu kitap en sevdiğim öğretmenimin bi’ de- benim için manevi anlamda çok değerli! ❤️
Tüm bunlar yazının başında anlattığım “kolektif bir eylem olarak yazmak” olgusundan yürüyor. Bir zincir var:
Zehirli Hazine’den başlayıp Poe’nun Berenike’sinden sıçrayarak Sonun Arzusu’na ve akabinde Kör Mağara Balıkları…
Yazarların birbirinden etkilenebilmesini birincil elden yaşamak da başka bir şeymiş 😂
Kör Mağara Balıkları Nasıl Bir Kitap?
Arka kapak metni:
“Ertesi gün uyandığımda yanımda küçük kardeşim ve annem vardı. Küçük kardeşime herhangi bir şey olmamış ancak annemin kolu kırılmıştı. Benim de önemli bir yaram yoktu. Annem sürekli ağlıyordu. O gün abilerimi ve babamı kaybettik. Savaş filan istemiyorduk biz. Babam öğretmendi. Ben okuluma gidip geliyordum. Mahallemizde her mezhepten, her ırktan, farklı düşüncede insanlar yaşardı. Savaş filan istememiştik. İnsan bunu niye ister abi.”
Kör Mağara Balıkları, 17 hikâyeden oluşan 110 sayfalık bir eser.
Hikayelerin bazılarının çıkış noktası anı hikaye iken bazıları hayatın içinden kesitler sunuyor.
Şiirsel bir anlatım tarzı, devrik cümlelerle örülü bir olay akışı yakalamaya çalışıldı.
Kitap kapağında yer alan at silüeti Cengiz Aytmatov’un Elveda Gülsarı kitabından esinlenerek ismi konulan bir Yılkı Atının kendi hikayesini anlattığı Bekle Beni Gülsarı hikayeleri için oluşturuldu. Bekle Beni Gülsarı 1-2 şeklinde iki hikaye var.
Kitabın ismini oluşturan hikaye kağıt toplayıcı bir çocuğun hayata ve kendi durumuna bakış açısını sunuyor.
Eser kırsal kesimde yaşayan insanların hayata bakış açılarını, özellikle kız çocuğuna ve çocuklara verilmeyen değeri insanların görmelerini sağlıyor. Toplumsal gerçekçi bir yaklaşım sunuyor.
Kitapyurdu.com’da listelendi, şuraya bırakıyorum:
Bir Analiz Serisinin İlk Kıvılcımı
Kitabın ilk hikâyesi olan Kar ve Ölüm’ü okudum. Hikâyeyi okurken etkilendim ve garip duygular yaşadım. Fakat bunun yanında…
Oldukça zengin sembolik ve psikolojik anlatı algıladım. Yani kişisel olarak sezgisel olarak bilinçdışı akışı, sembolik anlatım, metaforik anlatım gibi noktalarda kendi çapımda okur olarak biraz yetim var diyebilirim.
Hikâyeyi okuyorum ve bazı… Sayfalarda, paragraflarda, cümlelerde… Bazı noktalarda… O kadar heyecanlanıyorum ki… Sırf orada alt metin olarak farklı bir şey gördüm diye… Yani toprağın altındaki hazineyi bulmuş gibi çocuksu bir heyecan olarak tarif edebilirim.
Bundan ve Kör Mağara Balıkları kitabının Türkçe bir kitap olması, Türk insanını anlatması, Anadolu’yu yansıtması sebebinden hareketle bir analiz serisi yapmayı planlıyorum. Burada çıtırından bir bahsedeyim dedim.
Yazının dönüştürücü gücüne inanan biri olarak, sizin ilham zincirinizde hangi eserler var? Yorumlarda paylaşmaya ne dersiniz?
Instagram: caner_kosedag
Bluesky: canerkosedag